Her albümde farklı bir tarz deniyor Matt Bellamy. Hatta onun bu sürekli farklı bir şey deneme çabası canımı bazen sıkıyor diyebilirim. Bu albüm de önceki Muse albümlerinden farklı, üstelik albümün başı-ortası-sonu da birbirinden farklı. Queen, Led Zeppelin kokan parçaların yanısıra, Matt Bellamy'nin bir türlü vazgeçemediği uzun seanslı elektronik ağırlıklı parçalar da var.
En büyük değişiklik, Chris'in iki parçaya vokallik yapması. İyi mi olmuş, kötü mü olmuş bilemediğim bir değişiklik. Çok güzel bir sesi var ama Bellamy'ninkinin yanında çok sönük, hiç Muse kokmayan bir ses bu. Bu yüzden yadırgıyor da olabilirim.
Albümde en beğendiğim parça açık arayla Animals. Uzun süredir yaptıkları en iyi şey diyebilirim. Gitar tonunun güzelliğinin yanısıra, ona aksak ritimle eşlik eden davul insana "dur bi daha dinleyeyim" dedirtiyor. Supremacy, Panic Station isimli parçalar eğlenceli parçalar. Eskinin kültleri tanıdık seslerle eşlik etmiş sanki. Ama Muse'u bu parçalarla hatırlayacağımızdan çok emin değilim. Kısacası, The 2nd Law şu ana dek yapılmış en iyi Muse albümü değil, ama yine de dinlemeye değer.
En büyük değişiklik, Chris'in iki parçaya vokallik yapması. İyi mi olmuş, kötü mü olmuş bilemediğim bir değişiklik. Çok güzel bir sesi var ama Bellamy'ninkinin yanında çok sönük, hiç Muse kokmayan bir ses bu. Bu yüzden yadırgıyor da olabilirim.
Albümde en beğendiğim parça açık arayla Animals. Uzun süredir yaptıkları en iyi şey diyebilirim. Gitar tonunun güzelliğinin yanısıra, ona aksak ritimle eşlik eden davul insana "dur bi daha dinleyeyim" dedirtiyor. Supremacy, Panic Station isimli parçalar eğlenceli parçalar. Eskinin kültleri tanıdık seslerle eşlik etmiş sanki. Ama Muse'u bu parçalarla hatırlayacağımızdan çok emin değilim. Kısacası, The 2nd Law şu ana dek yapılmış en iyi Muse albümü değil, ama yine de dinlemeye değer.
Animals

No comments:
Post a Comment