Monday, October 22, 2012

Relaxin' With The Miles Davis Quintet


Oh yarabbi,
Adeta çölde bir vaha...

Miles Davis ve arkadaşlarını bu dünyaya gönderene şükürler olsun.
Tüm albümü (Relaxin' With Miles Davis) Youtube'a koymuş hayırseverin biri. Bu menbaadan siz de yararlanın istedim.

---
The Miles Davis Quintet

Miles Davis: trumpet
John Coltrane: tenor sax
Red Garland: piano
Paul Chambers: bass
Philly Joe Jones: drums
---

P.S. Bu albüm beni kesmedi diyenlere tabii ki Kind Of Blue'yu öneririm.

Thursday, October 4, 2012

El Camino


Patrick Carney: I told my brother the idea and my brother was like, "You know, if you name the record El Camino, everybody's going to think of the car the El Camino." And I was like, "Yeah exactly. That's the fucking point!" And he was like, "OK, but why don't we just put a car on the cover that's not an El Camino?" And I said, "OK, what kind of car?" He says, "Just put the first car you guys ever toured in on the cover."

---

Geçen yılın sonunda piyasaya sürülen El Camino, The Black Keys'in şu ana dek yaptığı en eğlenceli şey (bence). İlk teklileri Lonely Boy'u dinlerken çok iyi bir albüm olacak dedik. Uzun süredir bu albümle ilgili bir şeyler karalamak istiyordum lakin tembelliğim ağır bastı. Korkmayın şu anda da az biraz tembelim, çok uzun şeyler yazmayacağım.

El Camino dinlemeye değer bir albüm. Diğer albümleri de bana göre ortalamanın üstünde, fakat bu albümde özel bir şeyler var. El Camino'daki bir çok parça tanıdık geliyor insana. "Ben bu melodiyi daha önce bir yerlerde dinledim, ama nerde dinledim!" deme ihtiyacı hissettiriyor. Defalarca dinlemenize rağmen başka hiç bir şarkıyla benzerlik kuramıyorsunuz. Altın oranı tutturmak bence bu. The Black Keys sonunda doğru formülü bulmuş.


Stop Stop, Gold On The Ceiling, Lonely Boy gibi parçalar gerçekten eğlenceli parçalar. Ama zannediyorum ki, asıl eğlence albüm kapağındaki espri. Albüm isminin "El Camino" olmasına rağmen kapakta "El Camino"yla yakından uzaktan alakası olmayan bir arabanın olması çok hoş.

İspanyolca'da "yol" anlamına gelen El Camino, şaka maksadıyla albüm ismi olarak önerilmiş. Ardından bu fikre derinlik katmaya çalışmışlar; biz grup olarak zaten hep yoldayız, turlara çıkıyoruz, hep geziyoruz, El Camino bizi anlatıyor, demek istemişler. Patrick Carney (davul) albüm isminin El Camino olacağını ikilinin sanat direktörü (aynı zamanda da kendi kardeşi) olan Michael Carney'e söylemiş. Michael Carney tereddütte kalmış. Herkesin araba olan El Camino'yu düşünmemesi için El Camino olmayan, turlarda kullandıkları seyahat arabalarının resimlerini albüme koymayı önermiş. Böylece ortaya Plymouth Grand Voyager'lı bir albüm kapağı ortaya çıkmış.

Neyse efendim, tembel tembel yatağa yıkılmadan önce şunu şunu söylemek istiyorum: Bir gün aksiyon filmi çekersem, bomba patladıktan sonra ana karakterin elleri ceplerinde batan güneşe doğru yürüdüğü kapanış sahnesinde, arkada çalan müzik Dead and Gone olacak. Kayan yazı devreye girsin. Kaçtım ben, hadi eyvallah!


Tuesday, October 2, 2012

2nd Law


Her albümde farklı bir tarz deniyor Matt Bellamy. Hatta onun bu sürekli farklı bir şey deneme çabası canımı bazen sıkıyor diyebilirim. Bu albüm de önceki Muse albümlerinden farklı, üstelik albümün başı-ortası-sonu da birbirinden farklı. Queen, Led Zeppelin kokan parçaların yanısıra, Matt Bellamy'nin bir türlü vazgeçemediği uzun seanslı elektronik ağırlıklı parçalar da var.

En büyük değişiklik, Chris'in iki parçaya vokallik yapması. İyi mi olmuş, kötü mü olmuş bilemediğim bir değişiklik. Çok güzel bir sesi var ama Bellamy'ninkinin yanında çok sönük, hiç Muse kokmayan bir ses bu. Bu yüzden yadırgıyor da olabilirim.

Albümde en beğendiğim parça açık arayla Animals. Uzun süredir yaptıkları en iyi şey diyebilirim. Gitar tonunun güzelliğinin yanısıra, ona aksak ritimle eşlik eden davul insana "dur bi daha dinleyeyim" dedirtiyor. Supremacy, Panic Station isimli parçalar eğlenceli parçalar. Eskinin kültleri tanıdık seslerle eşlik etmiş sanki. Ama Muse'u bu parçalarla hatırlayacağımızdan çok emin değilim. Kısacası, The 2nd Law şu ana dek yapılmış en iyi Muse albümü değil, ama yine de dinlemeye değer.

Animals

Monday, October 1, 2012

Iradelphic

iradelphicBu yılın en beğendiğim albümü oldu Iradelphic. Çıktığı günden bu yana sürekli dinliyorum. Dinlemekten mazoşistçe bir zevk alıyorum. Kulaklığı kulağıma geçirmemle serin bir dünyaya göç ediyorum. Martina Topley-Bird'in sesine saygı duydum. Bazı parçalara vokallik yapmış, çok yakışmış. Özellikle Com Touch, Secret, Ghosted albümün bağımlılık yapan parçaları. Hele albümün açılış parçası Henderson Wrench yok mu! Uzay boşluğunda salınıyor insan dinlerken.

Clark her seferinde daha farklı bir çalışmayla karşımıza çıkıyor evet, fakat, zannediyorum ki, Iradelphic en farklısı. Chris Clark'ın bilgisayarlardan sıkıldığını söylemesi de bu iddiayı destekliyor. İki ay boyunca elini "gerçek" gitara alıştırmış ve Henderson Wrench gibi muhteşem bir şeyi ortaya çıkartmış. Elektronik detayların daha makul miktarda kullanıldığı, gerçeğe olabildiğince yakın bir albüm olmuş Iradelphic. Sütlü kahve gibi, ağzıma layık, midemde ağrılara sebep olmuyor.

Bu sene kış sert geçecek belli ki. Yağmurlu ve kasvetli günlerde arkadaşım olmaya devam edecek bu albüm.