
Birkaç gündür gecem gündüzüm Chet Baker oldu. Arada bir Chet Baker günlerim olurdu da, böyle dört gün boyunca sürekli dinlediğim hiç olmamıştı. Geçen gün "Best of" albümünü aldım (Camden Sony Music). İki CD'den oluşuyor. Chet Baker'ın en özel diyebileceğimiz kayıtlarını toparlamışlar. Özellikle o meşhur "My Funny Valentine" performansı canlı olarak eklenmiş ilk CDnin son eseri olarak. İlk CDyi bu "beautific" şarkı yüzünden bitiremiyorsunuz. Defalarca, defalarca ve defalarca dinleyesiniz geliyor. 2. CDye geçmek bir hayli zor oluyor.
My Funny Valentine çok fazla sanatçı tarafından icra edilmiş, söylenmiş. Peki neden özellikle Chet Baker ile bu kadar özdeşleşmiş? Aslında, Babes in Arms müzikalinde seslendirilmiş ve standart haline gelmiş bu şarkının bestesi Richard Rodgers'a, sözler ise Lorenz Hart'a ait. Fakat Chet Baker şarkının ilk kısmını atlayarak(ben de atlıyorum ilk kısmı) aşağıdaki cümlelerle şarkıya girmeyi tercih etmiştir:
my funny valentine;
sweet, comic valentine;
you make me smile with my heart.
your looks are laughable;
unphotographable;
yet, you're my favorite work of art.
is your figure - less than greek?
is your mouth - a little weak?
when you open it to speak, are you smart?
don't change a hair for me; not if you care for me;
stay, little valentine, stay!
each day is valentine's day.
Ve şarkı çoğunlukla ikinci kısımdan başlayarak icra edilir olmuş.
Neyse, kalıp bilgiler değil benim anlatmak istediğim. Zaten yukarıda yazılı şu sözleri okuyunca bile insanın ruh hali değişiyor. Benim de değişiverdi birden, "romantik pepe"lik geldi üstüme. "You're my favourite work of art" ne demektir yahu?! Bu nasıl bir söz dizilimidir? Nasıl bir iltifattır?!!
Hele ki, bunları bir de Chet Baker'ın yumuşacık sesinden dinleyince.. insan bir fena oluyor! Olduğu yere çöküyor, kıpırdayamıyor. Dinliyorum da şu an, gerçekten yazı yazmakta, cümlelerimi toparlamakta zorlanıyorum! Sadece sesiyle değil, trompetiyle de bu şarkıyı ne kadar etkileyici yapabildiğine şaşırıyorum.
Chet Baker bana göre gelmiş geçmiş en iyi trompetçilerden biri. Çalışında, çalarken takındığı surat ifadesinde bambaşka bir hal var. İmzası o kadar belli ki, onlarcasını dinlerken arasından Chet Baker'ı ayırt etmek hiç de zor olmaz. Şarkı söyler gibi yumuşacık, buğulu bir stille trompet çalar. Miles Davis gibi bir ekol bile onun kadar hassas olamamıştır bana göre. Şarkı söyleyiş tarzı ise yukarıdaki sözlerimden de anlaşılacağı gibi, son derece buğulu, hüzünlü, yumuşaktır.
Başa dönecek olursam, My Funny Valentine'ın neden bu kadar çok Chet Baker ile özdeşleştiği sorusuna şöyle bir cevap vermeyi deniyorum: O, hem trompetiyle, hem de sesiyle bu şarkıya apayrı bir hava veriyor ve iki versiyonu da bir diğerine tercih edemiyorsunuz bir türlü. Demiştim ya; şarkı söyler gibi trompet çalıyor, trompet çalar gibi şarkı söylüyor. İkisi birbiriyle bir bütün, iki işte de usta! Fakat ironiktir ki, hem çalıp, hem de söyleyemeyeceği bir enstrümanın üstadı.
Chet Baker, tam bir romantik. Asi. Sesinin buğusu bile hayatının her karesinden kesitler sunabilir gözümüze. Kayıt olduğu hiç bir okulda müzik eğitimini tamamlamamıştır. Nota okumayı bilmediği söylenir (bu ne kadar doğrudur bilemiyorum, adı üstünde "söylenti"). Buna rağmen bir beyaz olarak fazlasıyla sallamıştır Jazz dünyasını. Uyuşturucu ve dağınık yaşayışı yüzünden, zaman zaman sesini, ayrıca yüzünün güzelliğini kaybetmiştir. Belayla çok fazla iç içe olmuş, hatta 1966'da, San Francisco'da karışmış olduğu bir uyuşturucu kavgasında, feci bir şekilde dövülmüş ve ön dişleri kırık ve baygın bir şekilde bulunmuştur. Ön dişlerinin kırılmış olması trompet çalışını bariz bir şekilde etkilemiştir (bknz. üflemeli çalgılarda önemli olan,"embouchure" denilen olayın bozulması). Fakat nedense ben bu kırık dişlerle kendi stilini oluşturduğunu düşünmekteyim. Oktav aralığı dar bile olsa, bu kırık diş mevzusundan sonra, kendi tarzını oluşturmayı ve eskisinden de meşhur olmayı başarmıştır, bence.
İcra ettiği bir çok hareketli şarkıya bile bir buğu, bir hüzün katan bu adamla aramdaki garip ilişki tam doğduğum günde ölmüş olmasından kaynaklanıyor da olabilir. Annem doğuma giderken, O Amsterdam'da kaldığı otelin balkonundan aşağıya düşmüş ve de ölmüştür. Sanırım o sıralarda da ben doğmuş oldum. Değişik. Etkiliyor beni bu durum, daha bir yoğun dinlememi sağlıyor Chet Baker'ı. O, içimdeki romantik, asi çocuk. Kalp kırmayı iş haline getirmiş insanlardan biri gibi. Ama My Funny Valentine'ı dinleyince insan nasıl da kanmak istiyor hep mutlu olacağı.. hep sevileceği gibi yalanlara.
Her neyse, konu daha fazla farklı yönlere sapmadan sizi Chet Baker'ın farklı iki My Funny Valentine kaydı ile başbaşa bırakayım. Dinleyin bakalım. Hem siz de yalanlara kanma ihtiyacı hissetmediniz mi hâlâ? (Çikolata ihtiyacı gibi, canı çekiyor insanın. Gelsin yalanlar..)
1- My Funny Valentine - Chet Baker
2- My Funny Valentine - Chet Baker (with Trompet)
No comments:
Post a Comment