Thursday, February 2, 2012

Horowitz Risk Alınca

“I must tell you I take terrible risks. Because my playing is very clear, when I make a mistake you hear it. If you want me to play only the notes without any specific dynamics, I will never make one mistake. Never be afraid to dare."

Risk alırcasına açık ve sade olmak... Öyle bir dokunmak ki piyanonun tuşlarına, neredeyse bedenini hiç hareket ettirmeden, ekonomik bir vücut diliyle çalmak... Zor olan buydu belki de ve Vladimir Horowitz, yani çağımızın 'son romantiği', işte bu yüzden tüm zamanların en önemli piyanistlerinden biriydi. Zor olan buydu, evet, çünkü bu kadar açık çalabilmek ufacık bir hatayı bile görünür kılacaktı.

Spekülasyonlarla dolu bir hayatı vardı. Ukrayna doğumlu Amerika'ya göç etmiş bir Yahudiydi. Homoseksüel olduğuna dair bir çok kişi tarafından (kendisi de dahil olmak üzere) sözler söylendi, yazıldı. Hatta bunun için ağır bir elektroşok terapisi gördüğü bile söylenmektedir. Fakat, hakkında söylenen hiçbir şey onun yüzyılın en önemli piyanisti olduğu gerçeğine gölge düşüremedi. Hatta efsanevi caz piyanisti Art Tatum ile yaşadığı rivayet edilen şu olaya rağmen:

Chicago'da verdiği bir konser sonrasında sahneden inmeden önce seyircilere dönüp şöyle demiş Horowitz: "Daha iyi çalan varsa buyursun gelsin!" Bunun üzerine pejmürde kıyafetli bir zenci sahneye çıkıp, Horowitz'in icra ettiği parçayı baştan sona, sondan başa ve el değiştirerek ezberden çalmış (hem de parçayı ilk kez duymasına rağmen). O zencinin meşhur olmadan önceki Art Tatum olduğu söylenir. Ve rivayet odur ki, bu olaydan sonra Vladimir Horowitz müziğe (konserlerine) 10 yıl kadar ara vermiştir.

Gerçekten Art Tatum mudur kendisini sorgulamasına sebep olan, bilinmez. O dönemlerde, Wanda Toscanini'den olan kızının aşırı dozda uyuşturu yüzünden ölmüş olması da bu fetret dönemi için bir sebep olabilir. Fakat şu keskin bir gerçektir ki, bu 10 yıllık süre içerisinde Horowitz tekniğini mükemmel bir hale getirmiştir. Eskisinden çok daha ulu bir şekilde dönüş yapmıştır müziğe.

Piyanistlerin hayatları hep ilgimi çekmiştir. Piyanoya hükmedebilen insan, incelenmesi gereken bir varlıktır bana göre. Eğer mükemmel bir örnek aranıyorsa piyanistgillerden, bu bence Horowitz olmalıdır. Şu performansıyla özellikle:


Ne zaman Rachmaninoff dinlesem, Horowitz'e uğramazsam içimde bir şeylerin eksik kalacağını hissediyorum. Ve işte öyle zamanlarda şu icrayı dikkatlice dinliyorum:


Bu eser ile daha net anlaşılıyor. O kadar mükemmel bir tekniğe sahip ki, yeni nesil piyanistler hala onunla kıyaslanıyorlar. Referans noktasıdır Horowitz adeta. Evet, sevdiğim başka piyanistler de var. Ama Horowitz bambaşka, hem ruhu, hem aklı aynı anda nasıl doyuruyor, anlayamıyorum.

1 Ekim 1903 yılında dünyaya gelen bu olağanüstü piyanist Tchaikovsky'nin 1. Piyano Konçertosu'nu Carnegie Hall'da New York Filarmoni ile benzersiz bir teknik ile çaldığında 25 yaşında imiş. Ve o konserde (kondüktör ile zamanlama konusunda sıkıntı yaşamasına rağmen) bir fenomen olmayı başarmış. Aynı yıl Rachmaninoff'un 3. Piyano Konçertosu'nu (yukarıda linkini vermiş olduğum eser) kusursuz bir berraklıkla çaldıktan sonra eserin bestekarı ile uzun sürecek bir arkadaşlığa başlar ve bir röportajında Rachmaninoff için şu sözleri söyler:

"Eserlerinin yorumunda en hızlı, en gürültülü oktavları çalardım, bunları biraz da dinleyici etkilensin diye yapardım. Ama bu yaptığımın müzikle hiçbir ilgisi olmadığını, ayrıca gereksiz olduğunu da söylemek zorundayım. Bir gün kendisine bütün bunları neden yaptığımı anlattım. Güldü, güldü, güldü... Ne var ki, Rachmaninoff her konserde illa ki eleştirecek bir şey bulurdu. Kimi zaman da hiç kimsenin beğenmediği aşırılıklar onun hoşuna gider , ‘keşke böyle besteleseydim’ diye şakalaşırdı."

Belki de bu yüzden Rachmaninoff krizlerim Horowitz'e uğramadığımda eksik kalıyor. Bu iki efsanevi piyanistin yakın arkadaş olmasında bir efsun var. Şu mudur acaba o efsun:


Ben sordum, siz cevaplayın.

No comments:

Post a Comment