The Clash'den bahsediyorum. Bir donem "anlamli tek grup" adini almis, Train in Vain, Rock the Casbah, London Calling gibi kult sarkilarin yaraticisi olan efsanevi punk grubundan.

Punk ve fazlasiyle klise siyasi soylemleri uzerine olmayacak bu yazi, sizi temin ederim. Politikanin yanindan bile gecmeyecek. Bu yazida sizlerle paylasmak istedigim sey samimiyetle muzik yapmanin kaliciliga giden en kestirme yol oldugu. London Calling, Combat Rock gibi albumler icindeki bir cok parca ile The Clash uyeleri iste bunu kanitladilar bize. Hatta oyle kanitladilar ki, The Sex Pistols'un on grubu olarak taninmaktan, "only band that matters" olarak bilinmeye terfi etmeyi basardilar.
Punk'i oldurdukleri soylense de, Sid Vicious tarafindan agir elestirilere maruz kalsalar da, yaptiklari albumler dunya capinda basarilar yakaladi, tarihe adini yazdirdi. Mesela, 2003 yilinda London Calling, Rolling Stones dergisi tarafindan gelmis gecmis en iyi 500 album icerisinde 8. siraya yerlesmistir. Joe Strummer ve Mick Jones'un unutulmayacak sesleri bir tarafa, enstrumanlarinda virtuoz olmasalar da samimiyetle icra ettikleri bu muzikler, The Clash'i bu noktaya getiren sey oldu.
Zamanindan gunumuze kadar kaderi The Sex Pistols ile kiyaslanmak olan bu gruba bambaska bir ilgi/alakam var benim. Bir zamanlar ulkemizde meshur London Calling albumleri yok gibiydi. Rolling Stones'un yukarida bahsettigim 2003'te London Calling'i kutsamasindan (en iyi 500 album - 8. sira) sonra bu efsanenin ozel album seklinde CD raflarinda yerini almasi basimiza gelecek en iyi seylerden biriydi. Albumu aldigim gunu hatirliyorum. Universiteye girdigim yazdi sanirim. "Special Edition" olmasi sebebiyle o zamanki ogrenci butcemi ciddi sarsacak bir fiyat etiketine sahip olmasina ragmen bir solukta satin almistim! Bir an once acip dinlemek icin eve kosarak gitmistim. Albumun icinde en ozel konser goruntulerinin oldugu bir DVD ve editlenmemis studyo kayitlarindan olusan baska bir CD daha vardi.

(Paul Simonon'un sahnede bas gitari kirarkenki su pozu bu albumle beraber tum Punk zamaninin efsane figurlerinden biri oldu)
O gunden beri bu albumu cilginca dinliyorum. Spanish Bombs, Hateful, Death or Glory, Jimmy Jazz... Bu sarkilarin hepsi aklimda farkli anilarla kodlanmis saklaniyor. Ne zaman sikilsam su hayat mesgalesinden Hateful ve Jimmy Jazz'i son ses dinler ve tum komsulari rahatsiz ederim. Yururken Train in Vain, markete giderken Lost in the Supermarket, sinirlenince Guns of Brixton, havanin guzel oldugu zamanlarda sahilde hoplarken Revolution Rock, sabahlari yataktan kalkmak istemezken Rudie Can't Fail, bazen evde ailecek Should I Stay or Should I Go Hele ki Death or Glory!

Joe Strummer
Yer yer sesinin detone olusuna hayran oldugum zat-i muhterem Joe Strummer ile eger cennete gidersem ayni sahneyi paylasmak ve kendisiyle bagira bogure su sarkiyi soylemek istiyorum dostlarim:
(Death or Glory - The Clash / kaynak: Youtube)
The Clash ismi, apayri bir tarz ve duygunun temsilcisi olarak muhtemelen torunlarimiza bile kalacak! Punk'in olmesi/dirilmesi umrumda bile degil. Kimsenin de olmayacak galiba.
Sadece sunu soracagiz belki de samimiyetle (belki de biraz 'protest' bir sekilde):
"How death or glory becomes just another story?"
No comments:
Post a Comment